KİTAPLAR

Teolojik ve Felsefi Açıdan Din Bilim İlişkisi

Din ve Bilim ilişkisi üzerine düşünürken öncelikli olarak nasıl bir din ve nasıl bir bilim anlayışına sahip olunduğu sorusunun cevaplanması önemlidir. Çünkü yanlış bir din ve yanlış bir bilim anlayışı ile sağlıklı bir tartışma yürütmek olanaksız olacağı gibi makul gerekçelere dayalı bir sonuca ulaşmak da mümkün olmayacaktır. Bu çalışmada öncelikle bu sorunun önemi üzerinden din ve bilim arasındaki ilişki dikkate alınmakta; din ile bilimin çatıştığını, ayrıştığını ya da uzlaştığını ileri süren görüşlerin temel iddiaları objektif bir biçimde değerlendirilmeye çalışılmaktadır.
Aynı zamanda dinin bilime karşı ve ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğu yönündeki yaygın kabul sorgulanmakta, bilimsel ateizm görüşünün temsilcilerinin bilimi kendi görüşlerine uygun bir kalkan edinme çabaları tartışılmakta ve bilim tarihi açısından kabul edilmesi mümkün olmayan temel iddiaları bu çalışmada farklı bakış açıları ile bir kez daha gündeme taşınmaktadır.


Teolojik ve Felsefi Açıdan Din Ahlak İlişkisi

Emre Dorman bu çalışmasında dinin insan hayatındaki anlam ve önemine vurgu yapmakta, ahlâkın temeli ve ahlâk için dinin gerekliliği konusunu ele almakta, özellikle militan ateizm görüşünün temsilcilerinin dini, her türlü kötülük ve sorunun kaynağı olarak görmelerini ve hem dini hem de felsefi ve ahlâkî açıdan mantıki tutarlılıktan uzak yaklaşımlarını sorgulamaktadır.
Allah olmadan objektif bir ahlâkın temellendirilmesinin mümkün olmadığı, iyi ve kötü kavramları ile ilgili bilgi edinmek için dinin gerekliliği, tarih boyunca yaşanan savaş ve kargaşaların sebebinin din olduğuna dair tezlerin gerçeği yansıtmaktan uzak oluşu, din dışı kişisel ahlâkî kabul ve tutumların olası sonuçları gibi konular bu çalışmada tartışmaya açılmaktadır.


Ayetler ve Dualar ile Allah’ın Rahmeti

Sen, pişmanlık ve içtenlikle sana yönelen kullarının kalplerine rahmet ve merhametinle ferahlık verirsin. En güzel şekilde karşılar, sana yöneleni geri çevirmezsin. Çünkü her şeyi çepeçevre kuşatmıştır senin rahmetin. Biliyoruz ki sen, affeden ve affetmeyi çok sevensin. Senin eşsiz merhametinden ümit kesilmez, çünkü sen rahmetine sığınan kullarınla berabersin. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin. Seni en güzel anlatıp tarif eden isimlerindir; Rahman ve Rahim. Kulun, ister Allah diye ister Rahman diye yakarsın. Yeter ki tüm varlığımızı senin isimlerin sarsın.Senin rahmet isimlerin ile yatışsın, huzur ve sükûna ersin ruhumuz ve bedenimiz. Bilerek ya da bilmeyerek günah işlesek de biliriz ki sensin bizi affedecek olan; rahmet etmeyi kendine farz kılan Rabbimiz! Rabbimiz! Günahlarımız boyumuzu aşsa da aşamayacağı tek şey senin rahmetindir. Sen bizi merhametinle kuşat, rahmetinle sevindir…


İslam Ne Değildir

Allah’ın vahyi olan Kuran’a uygun olmayan birçok inanç ve iddia, İslam adına ortaya atılmakta, Allah’ın insan aklı ve yaratılışına uygun kıldığı din, tanınmaz ve yaşanmaz hale getirilmektedir. İslam’ın gerçekte ne olduğunun görülebilmesi için, Kuran ayetlerinden hareketle öncelikle İslam’ın ne olmadığının ortaya konulması gerekir. İslam’ın ne olmadığı anlaşıldığında, gerçekte İslam’ın ne olduğu ve neden insan aklı ve yaratılışına en uygun inanç olduğu da anlaşılacaktır.

Emre Dorman, bu çalışmasında İslam’ın ne olmadığını 40 başlık altında incelemiş ve İslam dini hakkında doğru bilinen yanlışlara delilleri ile birlikte son derece sade, açık ve anlaşılır bir dil ile dikkat çekmiştir. Bu kitabı okuduktan sonra İslam dini hakkında temelsiz iddiaların geçersizliğine ve Allah tarafından indirilen/gönderilen din ile insanlar tarafından üretilen din anlayışları arasındaki hayret verici farka tanık olacaksınız.


Kendini Kınayan Nefis

Kendini bilen insanın, hata ve günahları ile yüzleşmesi için nefsi yeterlidir. Kuran’da, “Kendini kınayan nefse yemin olsun.” denilmektedir. Başkalarını kınamak kolay olandır. Zor olan, insanın kendini kınamasıdır. Kendimizi ne kadar iyi ve doğru görsek de ortaya bir yığın mazeret döksek de ne olduğumuzu biliriz gerçekte. Çünkü insan hem kendi nefsine tanıktır, hem de nefsi bu tanıklığa en büyük kanıttır.

Kuran, “Kendi istek ve tutkularını ilah edineni gördün mü?” diye sorar ve nefsinin bencil tutkularından korunanların kurtuluşa erenler olacağını söyler. Yine Kuran, “Kendi nefsinizi temize çıkarmayın; kimin sakındığını en iyi bilen Allah’tır” diyorken bize, kınamak için kendi nefsi yeter herkese.

Allah’ın Parmak İzi

Kur’an’daki birçok ayet insanları hem kendi benliklerindeki hem de dış dünyadaki yaratılış delilleri üzerine düşünmeye davet eder. Aynı zamanda anne rahmindeki oluşumlardan uzayın derinliklerine kadar birçok konuda insanı kendine hayran bırakan açıklamalar yapar. Evren’i Allah yarattıysa, yaratılışın izlerinin Evren’de görülebilmesi gerekir. Dolayısıyla bilim, Allah’ın sanatını daha iyi anlamanın önemli bir aracı olarak görülmelidir.

Bu çalışma ile din ve bilim arasında çatışma olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığına, bilimsel çalışmaları ile isimlerini tarihe altın harfler ile yazdıran Müslüman bilim insanlarının bilime olan katkılarına, bugün Müslümanların bilim ve düşünce üretmede geri kalmalarının sebebinin İslam değil yanlış din anlayışı olduğuna ve insanlığın son hidayet rehberi Kur’an’ın bilimsel mucizelerine tanıklık edeceksiniz.


Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu

İnsanlar, yaşamları içinde pek çok şeye değer biçerler. Bir dine, bir gruba, siyasi bir partiye ya da bir futbol takımına bağlanmak şeklinde ortaya çıkar söz konusu bu değer. Ancak zamanla insanlar, değerleri ile yaşamları arasında tezat oluşturacak şeyler ile karşılaşırlar. Genellikle de, yapmak istedikleri şeylerin yanlış olmasını istemezler. Bu yüzden ya gerçeklerle yüzleşmekten kaçar ya da bu gerçeğe karşı koymaya çalışırlar.

Kendini kandırma, işte bu aşamada devreye girer. Allah’a ve dine inandığını söyleyen, ancak inancının gereklerini yerine getirmede zorlanan kişi, bir çelişki içindedir. İnsan çelişkilerle yaşayamayacağı için de, kendince bahaneler üretir ve sıraladığı bu bahanelerin ardına gizlenir.
Dini konularda kendini kandırmak üzere üretilen bu bahanelerin zararı ise, başkasına değil, bizzat bu bahaneyi üreten kişinin kendisinedir…



Modern Bilim: Tanrı Var

İnsanlık tarihi boyunca evrenin ve yaşamın nasıl ortaya çıktığı ve bu ortaya çıkışta herhangi bir amaç olup olmadığı sorusu, felsefe ve ilahiyat çevrelerinin en temel konularından biri olmuştur. Özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren evrenin kaynağı ve kaderi ile ilgili sorularla ilgilenen akademisyen sayısında önemli bir artış olduğu görülmektedir. Bu akademisyenler içinde ileri seviyede uzmanlık sahibi filozoflar, ilahiyatçılar ve bilim adamları bulunmaktadır. Bu modern metakozmolojistler hem mikro hem makro ölçüde pek çok soruyu gündeme getirmişlerdir: İnsan ve evren yaratılmış mıdır? Yoksa kör tesadüfler sonucu mu meydana gelmişlerdir? Evren niçin olduğu gibidir? Niçin sonu varmış gibi görünür? Uzay, zaman, madde, enerji ve bilincin, arkasındaki güç nedir? Ve bunlar neden bu kadar hassas bir denge içindedirler? Öyle ki bunların temel yapısındaki en ufak bir farklılık, yaşamın varlığını ve devamlılığını imkânsız kılacak düzeydedir. Evrenin varlığı için ne gibi kozmik birleşimler gereklidir ve bunlar akıllı bir yaşamı nasıl desteklemişlerdir? Belki de en büyük metakozmolojik soru Leibniz’in dediği gibi felsefî açıdan şu şekilde sorulabilir: “Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?”. Evrendeki, aklın sınırlarını zorlayan karmaşık yapıya ve yaşamın ortaya çıkmasına engel olabilecek sayısız faktöre rağmen nasıl olmuştur da yeryüzünde yaşam ortaya çıkmıştır? Bu gibi sorulara cevap bulmak için özellikle astronomi, fizik, astrofizik, kimya, biyoloji, biyokimya, moleküler biyoloji, hücre biyolojisi gibi alanlarda modern bilimin verileri ışığında bilim adamları tarafından çeşitli yaklaşımlar ortaya konulmuştur. Söz konusu yaklaşımlar ise pek çok bilim adamının açık bir şekilde ifade ettiği bir gerçeğe dikkatleri çekmektedir: “Tanrı Var”.


İnsanlar Uyurlar Ölünce Uyanırlar

Pek çok insan dünya hayatının geçici ışıltısına aldanıp istek ve arzularının peşinde yok yere tüketir ömrünü. Tıpkı bir yaprak misali savrulur durur yaşam içinde. Bir gün öleceği gerçeğini unutup ölüm sonrası için kayda değer bir hazırlık yapmadığı gibi değersiz ve anlamsız bir şekilde yaşar hayatını. Oysaki ölüm, yaşamın ikiz kardeşidir. Yaşamla birlikte var edilmiştir. Alınan her bir nefesin yarısı yaşam, yarısı ölüm için alınır. Ölüm bize bu kadar yakındır.

Ömür, anne karnı ile toprak altındaki iki karanlık arasında yakılan bir kibrit alevi gibidir. Alev almasıyla sönmesi an meselesidir. Göz açıp kapar gibi geçecek ve bir gün son bulacaktır. Uyanmak için uyumak gerekiyordu önce. Ölmek için yaşamak. Ve biz yaşıyorduk. Yaşıyorken de uyuyorduk. Derin bir uyku içindeyken kendimizi, yaşıyor sanıyorduk.

Bu gerçek ile yüzleşmeye, dünya uykunuzdan uyanmaya ve yaşamınızı sorgulamaya cesaretiniz var mı? Eğer yok ise bu kitabı elinizden bırakabilir, yaşantınıza kaldığınız yerden devam ederek sizin için ayrılan sürenin sonuna gelebilir ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, hiç yaşamamış gibi ölebilirsiniz. Kaçınılmaz olan ölüm ile yüzleşmeden önce, yüzleşin kendinizle.


Kur’an-ı Kerim’deki Emirler ve Yasaklar

Yüce Allah’ın, hem beşeri hem de toplumsal erdemi sağlamaya yönelik ayetleri; adaleti, doğruluk ve dürüstlüğü, hak ve hukuku belirleyen ahlakî ilkeleri; ilme ve araştırmaya sevk eden teşvikleri ve insanları kötülüklerden uzak tutacak emir ve yasakları son derece açıktır. Bize düşen, söz konusu emir ve yasakları okuyarak Yaratıcımızın bizden neler istediğini öğrenmeye ve uygulamaya çalışmaktır. Bir yol gösterici olması ve Kur’ân’daki temel emir ve yasakların ana hatlarıyla öğrenilmesi amacıyla hazırlanan bu çalışma ile yetinilmemeli; emir ve yasaklardaki ilahi hikmeti daha iyi kavrayabilmek için Kur’ân bir bütün olarak okunup ele alınmalıdır.


People Are Asleep They Wake Up When They Die

Many people are decieved by the transient splendor of wordly life and spend their lives pursuing their wishes and desires. They drift within life like leaves in the wind. They forget that one day they will die; and not only do they make no preparations regarding their afterlife, they also live a life of no meaning and no value. But daeth is the twin of life. It is born when
we are born. Every breath taken is half life, half death. That is how close death is to us.

Life is like the flame of a match between the darkness in the mother’s womb and the darkness under the ground. It will only take a few moments to extinguish. Life passes by in the blink of an eye. In order to wake up, it is first necessary to sleep. And in order to die, to live. We lived. We slept while we lived. We thought that we were alive, but we were in a deep sleep.
Do you have the courage to face the truth, to wake up from your wordly sleep and to question your life? If you do not, then you can put down this book, carry on with your life as before, until you reach the end of your alloted time. In other words, you can live as if you were never going to die and die as if you have never lived. Confront yourself, before you have to confront
the inevitability of death.

Duanız Olmasa Ne Öneminiz Var?

Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez. Ürpererek ve ümit ederek dua edin O’na. Hiç kuşkusuz, Allah’ın rahmeti, güzel düşünüp güzel iş yapanlara çok yakındır.
(A’râf Sûresi, 7:55-56)

De ki: Sizin duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?
(Furkan Sûresi, 25:77)

Kullarım Beni sana soracak olurlarsa, gerçekten de Ben pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm. Öyleyse onlar da Bana cevap versinler ve Bana inansınlar ki doğruya erişsinler.
(Bakara Sûresi, 2:186)